364. MEKTUP

MEVZUU: Sübhan Hakkın beşer ile kelâmı.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz.leri bu mektubu, Hace Muhammed Sıddık'a yazmıştır.

Allah'a hamd olsun. Selâm onun seçmiş olduğu kullarına.

***

Bilesin ki,

Ey Sıddık kardeş, Sübhan Hakkın beşer ile olan kelâmı, bazan şifahi olabilir ki, bu peygamberlerden bazı fertlere olmaktadır. Onlara salât ve selâm olsun. Tebaiyet ve veraset yolu ile onun kâmil manada tabilerine dahi bazan aynı tecelli olur.

Bu kısımdan kelâm, onlardan biri ile çokça olunca: kendisine:

-Muhaddis, ismi verilir. Nitekim, bu durum Emirü'l-mü'minin Hazret-i Ömer'de vaki olmuştur.

Bu manadaki kelâm, ne ilhamdır ne de ruha ilka olunan bir şeydir. Melekle olan kelâmdan dahi başkadır.

Bu kelâmla ancak insan-ı kâmil muhatab olur ki o, emir alemi ile halk alemini, ruh ile nefsi, akl ile hayali cem etmiştir.

Bir ayet-i kerime meali:

"Allah, rahmetini dilediğine mahsus (dilediğini mümtaz) kılar; Allah büyük fazlın sahibidir."(2/105)

Şifalı olan bu kelâmdan lâzım gelmez ki, konuşan dinleyene görüne. Şu cevazdan ötürü ki: Dinleyenden görme zaafı ola da, ondaki nurun şaaastna tahammül edemeye. Nitekim Resulullah (sav) Efendimiz, rüyet sualine cevap olarak şöyle buyurdu:

"Bir nurdur ki, onu görüyorum."(Veya bana göründü...)

Sonra şifahi olmada, şühudi hicapların açılması da vardır. Bu manayı anla. Zira, bu öyle marifettir ki, daha önce hiç kimse böyle bir manayı anlatmamıştır.

Selâm, hüdaya tabi olanlar.

***