457. MEKTUP

MEVZUU: Mü'min kalbinin yüce şanı beyanında olup ona eziyetten men hakkındadır.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz. bu mektubu, Arabi ibare ile Mevlâna Sultan Serhendi'ye yazmıştır.

***

Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.

Salât ve selâm, onun Resulü Muhammed'e ve tüm âline.

***

Sonra...

Bilesiniz ki,

Kalb, Sübhan Allah'ın candır. (Komşu, yakın manalarınadır) Onun mukaddes zatında ondan daha yakın bir şey yoktur. Bilhassa ona eziyet etmekten sakınınız. Amma hangi kalb olursa olsun...İster mü'min olsun; isterse asi. Zira komşu, asi olsa dahi himaye görür. Sakınınız, bundan çok sakınınız. Zira, küfürden sonra, Sübhan Allah'a eziyet etmeye sebep olan kalb eziyeti gibi bir günah yoktur. Çünkü o, Sübhan Allah'a pek çabuk ulaşır.

Halkın tümü, Sübhan Hakkın kullarıdır. Dövmek ve ihanet etmek. Amma hangi kul olursa olsun; onun efendisine eziyet muciptir.

Yüce Mevlâ'nın şanını düşünmek gerek. O , Mutlak Malik'tir. Onun halkında ancak emir buyurduğu kadar tasarruf edilir. Bu emredilen mikdar dahi, eziyet kısmına dahil değildir. Elbette yüce Allah'ın emrine imtisaldir.

Meselâ, bekâr olarak zina eden kimsenin haddi yüz değnektir. Bu yüzün üstüne bir tane artırılırsa, zulüm olur ve eziyete dahildir.

Bilesiniz ki,

Kalb, mahlukatın en faziletlisi ve en şereflisidir. Nitekim, insan da, mahlukatın en faziletlisidir. Bu da, alem-i kabirde olanı icmal ve cem ettiği içindir. Kalb de, insanda bulunanı cem ettiğinden en faziletlidir; bir de başatında ve icmaliyetinde kemal üzere olduğundan...

Zira, her ne şey ki, icmal ciheti ile daha sıkıcı, cem'iyet itibarı ile daha çok olur; yüce Allah'ın zatına daha yakındır.

İnsanda bulunan, ya halk alemindendir, yahut emir aleminden. Kalbe gelince, bu iki alem arasında berzahtır.

Yükseliş mertebelerinde ise, o mertebelerin tazammun ettiği şeylerden insan letaifi, asıllarına kadar yükselir. Meselâ, önce suya yükselir; sonra havaya, sonra ateşe, sonra letaifin asıllarına, sonra kendisinin terbiyesine gelen cüz'i isme... Daha sonra da, onun küllisine... Daha sonra da Allah'ın, dilediği yere kadar yükselir. Amma kalb, böyle değildir. Zira, onun yükseleceği bir aslı yoktur. Elbet kalbden yükseliş, evvelâ yüce Zat'adır.

Sonra kalb, gayb hüviyetinin kapısıdır. Ne var ki, anlatılan tafsil olmadan yalnız kalb yolundan vuslat zordur. Ancak o tafsili itmam ettikten sonra, vuslat müyesser olur.

Görmez misin ki, onda bulunan bu cem'iyet ve vüs'at, anlatılan tafsilli mertebeleri aştıktan sonra olmaktadır.

Burada:

-Kalb... demekten murad, geniş manası ile (basit) cami olan kalbidir. Bilinen bu et parçası değildir.

***