475. MEKTUP

MEVZUU: Allahu Teala için oian maiyet, kurb ve ihatanın sırrını keşif ve bunları Kur'an-ı Kerim'in mücmel ve mütesabih manalarına vermek.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz. bu mektubu, Mir Mansur'a yazmıştır.

Kurb, maiyet, ihata, sereyan, vasi, ittisal, tevhid, ittihad ve emsali şeyler, Hazret-i Sübhan hakkında müşkilat ve şathiyat kabilindendir. Halbuki onun şanı yüce mukaddes Zat'ı; akallarımızla bilinen, fehimlerimizle idrak edilen ittisal, vasi, maiyet, kurbdan yana münezzeh ve müberradır.

Lâkin, işin sonunda muttali olduğumuz kadarı şu ki: Bu kurb (yakınlık) ve diğerleri; ayna ve onda tevehhüm edilen suret arasında hasıl olan ittisale ve kurba benzemektedir. Her ikisi de, mevcudun mevhum ile ittisali kabilindendir.

Şu manadan ki:

Sübhan Hak, hakiki mevcud olup alem dahi his ve vehim mertebesinde yaratılmıştır. Vacib ile mümkün arasında kurb ve ittisal, mevcudun mevhum ile kurb ve ittisali kabilinden olmaktadır. Bu kurb ve ittisalden dahi, onun yüce mukaddes Cenabına bir mahzur gelmez. Hem de asla...

Çünkü, pek düşük eşya aynada aksetmekte ve ayna için onunla bir kurb ve ihate husule gelmekte; fakat, aynaya asla bir noksan gelmemektedir. Ve onda kesin olarak bir düşüklük görülmemektedir. Zira, aynanın bulunduğu mertebede, onun ne namı vardır; ne de nişanı. Böyle bir durum yoktur ki, ondaki sıfatlarına tesir edebile...

Bu babda netice şu ki:

Sübhan hak, alemi his ve vehim mertebesinde yaratınca; bu mertebede onun sabit ve muhkem tutup bu mevhuma göre mevcuda terettüb eden eserlerini ve hükümlerini icra eyledi. Bunun için de mevhum olan kurb ve ihatayı da mevcud olan kurb ve ihata gibi sabit eyleyip her ikisini de doğru hükümlerden kıldı.

Görmez misin ki, hariçte güzel surete bakmak, lezzet almayı ve alâkayı gerektirdiği gibi; o suret aynada in'ikâs ettiği ve orada vehmi suret bulduğu zaman dahi, lezzeti ve alâkayı duymayı mucıb olur. Hal böyle iken; birinci suret mevcud, ikinci suret ise, mevhumdur. Tesirin husule gelmesinde dahi, ikisi arasında ortaklık vardır.

Ne zaman ki, Sübhan Hakkın keremi ile hükümlerin terettübünde mevhum için mevcutla ortaklık husule geldi; mevhum üzerine de eserler terettüb etti. Tıpkı mevcuda olduğu gibi. Dolayısı ile bu eserler, mahrum mevhumda, mevcuttan yana ümitler ve tamahlar çıkardı. Kendisi için, mevcud ile kurb ve ittisal devletinin husul müjdeleri hasıl oldu.

Bir şiir:

Mübarek olsun erbab-ı nimete erdikleri;

Miskin aşıka yeter yudum yudum içtikleri...

Bir ayet-i kerime meali:

"Bu, Allah'ın fazlıdır; onu dilediğine verir. Ve... Allah, büyük fazlın sahibidir..."(62/4)

Şunun da bilinmesi gerekir ki:

Kurb ve ittisal, her ne kadar anlatılan mana dışında tasavvur ve taakkul edilir ise, teşbihten ve cisim verilmekten başka bir şey olmazlar. Meğer ki onlara inanalar ve onların keyfiyeti ile meşgul olmayalar... Ve onları, yüce Allah'ın ilmine havale edeler...

Bu lâfızlarla bir nevi beyan çıktığından; yerinde olur ki, onları müteşabihattan çıkarıp mücmele veya müşkile (mana derinliğine) katalım.

Hakikat-i hali en iyi bilen Sübhan Allah'tır.

***