478. MEKTUP

MEVZUU: "Mecaz hakikatin köprüsüdür..." cümlesinin ifade ettiği mana üzerine sorulan soruya cevaptır.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz. bu mektubu, Muhammed Mukim'e yazmıştır.

***

Kardeşim Muhammed Mukim sormuş:

-Hangi manadan ötürü demişlerdir ki:

-Mecaz hakikatin köprüsüdür?

Bu soruya cevap olarak bilesin ki:

-Mecaz, hakikatin zillidir... (yani gölgesi).

Zıldan asla, sultani yol vardır. Bu itibarla olacak ki:

"Nefsini bilen, Rabbini bilir..." buyurmuşlardır.

Zira, zilli bilmek, aslı bilmeyi gerektirir. Zira zil, aslı üzerine bulunmaktadır. Aslın inkişafına da sebep olmaktadır. Bir şeyin sureti, onunla o şeyin inkişafı olan şeydir. Lâkin, şunun da bilinmesi gerekir ki, hakikatin korusu, ancak şu zaman olur: Şayet araya mecaz ile taalluk girmez ise, iş, ikinci bir nazara müncer olmaz ise...

Hakikatin köprüsü, o birinci nazardır ki: Muhbir-i Sadık Resulullah (sav) Efendimiz onun hakkında şöyle buyurdu:

"Birinci nazar, lehinedir."

Resulullah (sav) Efendimiz:

"Lehinedir..." lâfzı ile, bu anlatılan devletin husulüne işaret buyurmuş gibidir.

Allah korusun; araya mecaz ile taalluk girer de, işi ikinci nazara müncer olur ise, o zaman, hakikata vusul yolunda sed olur; köprü olması şöyle dursun. Hatta o bir puttur ki, kendisine tapmaya çağırır; bir aldatmacadır ki, azdırması ile hakikat yolundan saptırır. Bu mana icabı olarak, Muhbir-i Sadık Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:

"İkinci nazar, aleyhinedir..."

Böylece, onun nazarratını beyan buyurmuştur. Hangi şeydir ki, hangi yoldan alıp da, batılla meşgul edenden daha zararlı olur!..

Şunun da bilinmesi yerinde olur ki; birinci nazar, ancak şu zaman faydalı olur; isteyerek bakılmaz ise... Ne zaman ki, isteyerek bakılır; o zaman bunun hükmü, ikinci nazar hükmüne girer. Bu mananın isbatında, Allahu Teala'nın şu emri yeterlidir:

"Müminlere söyle; gözlerini yumsunlar.."(24/30)

Sofiye cühelası, bu ibarenin manasını anlamamış; galata düşüp halt et

mislerdir. Böylelikle de, güzel suretlere dalıp gitmişler ve onların nazına ve işvesine kanmışlardır. Şundan dolayı ki: Hakikat yolundan kendilerine vesile olur; matlubun hasıl olmasına da bir basamak.

Kella, hiçbir şekilde mana böyle değildir; hatta o, matlup yoluna bir sed, maksudun husulüne dahi bir perdecidir.

O şey ki, nazarlarına süslü gelmiştir; batılın kendisidir. Halbuki onlar, onu hakikat sanarak gurura kapılmışlardır.

Onlardan bir cemaat dahi sanmıştır ki, o suretlerin güzelliği cemallerinin hoşluğu, aynen yüce Hakkın güzelliği ve cemalidir. Bunlarla olan taalluku dahi, yüce Hak ile taalluk zannetmişlerdir. Onları müşahedeyi dahi, aynen yüce Hakkın müşahedesi görmüşlerdir. Hatta bazıları, bu manada şu şiiri de söylemiştir:

Cemalin, bugün perdesiz zahir olduğu için;

Hayretteyim, feryada bırakma vaadi niçin!..

Allahu Teala, zalimlerin söylediklerinden yana pek üstün manada yüceliğe sahiptir.

Bu kısa görüşlerin Sübhan Hak için zanları nedir!.. Onun hüsnünü ve cemalini ne zannederler!.. Acaba bunlar, şu cümleyi duymamışlar mıdır:

"Cennet hurilerinden birinin saç teli, faraza dünyaya düşecek olsa, ebedi olarak, onun verdiği aydınlıktan ötürü bir daha kararmaz."

Halbuki, bunlar onun mahlukatı arasındadır. Kaldı ki, yüce Hakkın tecellilerinden bir tecelli ile, Tur dağının yanıp parçalandığı da sabittir. Keza, Kelimullah Musa'nın dahi, bu tecelliden dolayı bayılıp düştüğü de bilinmektedir. Halbuki onun üstün derecesi, yakınlığının ziyadeliği, üstünlüğü Kur'an hükmü ile kat'iyet kazanmıştır.

Bu zümreye gelince, akıllarının kısalığına rağmen, Sübhan Hakkı bütün vakitlerde perdesiz olarak görmekteler ve görmenin ahirete bırakılmasına da hayret etmektedirler!..

Bir ayet-i kerime meali:

"Andolsun, onlar içlerinde kibir ve azamet saklamışlardır; büyük bir azgınlıkla da, haddi aşmışlardır."(25/21)

Allah, çalışmalarını şükrana lâyık eylesin; ehl-i sünnet ve'l-cemaat uleması nakli delillere dayanarak, uhrevi rüyeti isbat için son derece gayret harcamışlardır. Amma bütün muhalif fırkalar, bu işe muhalefet etmişlerdir. Muhalif fırkalardan dine bağlı olanlar ve olmayanlardan hiçbiri ehl-i sünnet dışında bir rüyete kali olmamışlardır. Hatta, onu muhal saymışlardır. Ehl-i sünnet ise, şöyle demiştir:

-Bu, şekli belli olmayan bir manada olacaktır ve o hayata mahsustur.

Bu heves atına binenlere gelince, bu üstün devletin husulünü bu fani dünya hayatında sanmaktalar; rüyaları ve hayalleri ile mesrur olmaktalar.

Dua makamında bir ayet-i kerime meali:

"Rabbimiz, bize katından rahmet ver; işimizde bizim için basan hazırla."(8/10)

Hüdaya tabi olup Mütabaat-ı Mustafa'yı bırakmayanlara selâm. O'na ve

âline salâtların en tamamı, selâmların dahi ekmeli.

***