504. MEKTUP

MEVZUU: Sofiyenin, Sübhan Hakkın kelâmını duyması ve o yüce Hak'la mükâlemesi.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz. bu mektubu, Fakir Haşim Kişemi'ye yazmıştır.

***

Sormuşsunuz ki: -Bazı ariflerin söylediği şu cümlenin manası nedir:

-Biz Sübhan Hakkın kelâmını duyarız. Onunla aramızda mükâleme olur.

Nitekim bu gibi mana, İmam-ü Humam Cafer-i Sadık'tan da nakledilmiştir. O demiştir ki:

-Ayet-i kerimeyi tekrar ederim. Taa, onun mütekelliminden duyuncaya kadar.

Bundan başka Hazret-i Şeyh Abdülkadir Geyiani'ye ks. ait olan RİSALE-İ GAVSİYE nam eserde dahi bunlar anlatılmaktadır.

Size göre bunların hakikati nedir?

Allahu Teala seni irşad eylesin; bilesin ki,

Sübhan Hakkın kelâmı, onun zatı ve sair sıfatları gibidir. Keyfiyeti olmayan bir kelâmı duymak dahi, aynı şekilde lâkeyfidir. Zira, keyfi olanın lâ-keyfiye çıkan yolu yoktur. Dolayısı ile, bu duymalar, kulak duygusuna bağlı değildir. Zira o, tamamı ile keyfiyetle mütekeyyiftir. Şayet kulun orada bir duyması var ise, bu, ruhani bir telâkki iledir. Zira, ruhun da; lâkeyfi manadan nasibi vardır ki, harflerin ve kelimelerin tavassutu olmaz.

Aynı şekilde, kelâm kuldan gelse dahi, yine ruhani ilka ile olup harfler ve kelimeler yoktur. Bu kelâm için dahi, lâkeyfi olmaktan yana bir nasp vardır. Çünkü lâkeyfi için duyulmuş bulunmaktadır.

Misal olarak biz deriz ki:

-Kuldan sudur eden lâfzî kelâmı, Sübhan Hak, keyfiyeti olmayan bir duyma ile işitir. Hem de, harflerin ve kelimelerin tavassutu, takdim ve tehir olmadan.

Zira, Sübhan Hak üzerine zaman yürümez ki, oraya takdim tehir sığısın.

Bu yerde kuldan gelen bir duymak var ise, o, bütünüyle duyucudur. Eğer bir kelâm var ise, o bütünüyle mütekellimdir. Yani kul, bütünüyle kulak, bütünüyle dildir.

Nitekim, Adem'in (as) zahrından çıkan zerreler, misak günü:

"Elestü birabbiküm?.. (Sizin Rabbiniz değil miyim?)" (7/172), hitabını külliyetleri ile vasıtasız duyup cevabını verdiler. Zira onlar, bütün olarak kulak, bütün olarak dil olmuşlardır.

Şayet kulak, dilden ayrılmış olsaydı; duymak hasıl olmazdı. Lâkeyfi manadaki kelâm da öyle... Kâkeyfi mertebeye, öyle bir şey lâyık da olmazdı.

Sultanın ihsanlarını, ancak onun taşıyıcılar alabilir.

Bu babda netice mana şu ki:

Ruhaniyet yolundan alınan mütelakka mana, insanın içinde bulunduğu hayal aleminde misal alemi timsaline göre temessül eder. Yani tertipli kelimelerin ve harflerin sureti ile... Bu telâkki ve ilka ise, duymak ve lâfzi kelâm resmine girer. Zira, her mananın, o alemde bir sureti vardır. İsterse, o mana, keyfiyetten münezzeh olsun. Ne var ki, keyfiyetten münezzeh olanın resmedilmesi, orada bir keyfiyetle mükeyyef surette olur. Zira, resmedilmekten maksud olan anlamak ve anlatmak üstte anlatılan duruma bağlıdır.

Bir salik; amma mutavassıt olan salik, kendinde birtakım harfler ve tertipli kelimeler bulup lâfzi kelâm hissederse; tahayyül eder ki, o kelimeleri asıldan duydu ve aynntısız oranda aldı. Halbuki o harflerin ve kelimelerin hayali suretler olduğunu bilemez. Yani o telâkki edilen manalar için... Bu duymak ve lâfzi kelâm ise, o duymanın ve kâkeyfi kelâmın timsalidir.

Marifeti tam bir irfan sahibi için yerinde olur ki, her mertebenin hükmünü diğerinden ayırd ede... Birinin hükmünü diğerine karıştırmaya...

Bu irfan sahiplerinin duymaları ve kelâmları lâkeyfi mertebeye bağlı olup ruhani telâkki ve ilka kabilindendir.

Bu harfler ve kelimeler ki, -o telâkki edilen manadan böyle tabir ederler-misali suretler alemindendir.

Onlar ki, harfleri ve kelimeleri Sübhan Allah'tan duyduklarını zannederler; iki fırkaya ayrılmışlardır.

Bir fırkaya mensub olanlar derler ki:

-Yaratılmış olarak duyulan bu kelimeler ve harfler kadim olan nefsi kelâma delâlet eder.

Bunlar, hal olarak ikinci fırkadan daha iyidir.

ikinci fırka ise, sözün sanı büyük Hakkın kelâmına yorarlar. Duyulan tertipli harfleri ve kelimeleri ise, yüce Hakkın kelâmı bilirler. Bu arada, o yüce mukaddes Hakkın zatına lâyık olanla olmayanı ayırt etmezler.

Bunlar cahil ve battal kimselerdir. Sübhan Hak için caiz olanla olmayanı bilmezler.

Bir ayet-i kerime meali:

"Sübhansın, bize öğrettiğinden başka bildiğimiz yoktur. Sen Alim Hakim'sin..."(2/32)

Salât ü selâm, Hayrü'l-beşer Resulullah'a ve onun âline ve pek temiz ashabına.

***