530. MEKTUP

MEVZUU: Hulul manası üzerine.

NOT: İmam-ı Rabbani Hz. bu mektubu, Şeyh Mevdud Muhammed'e yazmıştır.

***

Allah sırrının kudsiyetini artırsın; Şeyh AVARİF nam kitabında, sofiyeye geçenler hakkında anlatırken, şöyle demiştir:

-Bunlar, öyle bir cemaattır ki; hulule kail olmaktadırlar. Allah onları hizlana uğratsın. Sanırlar ki, Allahu Teala, onlara hulul etmiştir; cisimlerden seçtiğine hulul eder. Bu, onların fehimlerine giren bir manadır ki, nasaranın kali olduğu Lâhut ve Nasut'tan gelmiştir.

Onlardan bazıları dahi, güzellere bakmayı mubah saymıştır. Yani üstte anlatılan vehme işaret olarak... Onlara hayal yollu gelir ki, hal galebesi dolayısı ile bazı kelimeleri söyleyen kimse, kendi sandıklan manada bir şeyi gözleyerek (veya ona işaret ederek) söylemiştir. Meselâ Hallac'ın:

-Ene'l-Hak... (Ben Hak...) demesini ve Bayezid-i Bistami'den hikâye edilen:

-Sübhani... (Sübhanım) kavlini sayabiliriz. Haşa ki, Bayezid-i Bistami'nin böyle bir şey dediğini kabul edelim. Meğer ki, Allahu Teala'dan hikâye manası ola... Hallac'ın kavli için de, aynı şeyi bilmemiz gerek.

Üstte anlatılan cümlelerden, hululden yana bir şeyin gizli olduğunu bilmiş olsaydık; diğerlerini reddettiğimiz gibi, böyle bir manayı da elbette reddederdik.

Şeyh'in kavli buraya kadardır.

Keşke bileydim:

-Allahu Teala'dan hikâye, demenin manası nedir? Sonra bu gibi sözleri, hikâye manası üzerine, sekir erbabına mahsus kılmanın manası nedir? Meğer ki şöyle söylene:

-Sırrı mukaddes olsun; Şeyh'in bundan muradı şudur:

Bu gibi söze kail olan her ne kadar kul ise de, Allahu Teala'dan hikâye yollu olmak gerekir. Pek çoklarına göre zahir olan mana budur.

Çünkü kul, Rabb olamaz. Lâkin, o mananın kaili hakikatta Sübhan olan Rabbdır. Kulun dili ise, Musa'nın ağacı misalidir. Bunun için de, Hallac'a itiraz olmaz. Bayezid-i Bistami'ye dahi itiraz olmaz. Allahu Teala, her ikisinin de sırrını mukaddes eylesin.

Şeyh'in ibaresinden zahir olan şudur ki:

-Onların kelâmı, hikâye manasına yorulmaz ise, ondan hulul anlaşılır.

Halbuki, durum böyle değildir. Caizdir ki, o bu sözü, hal galebesinde ve şühud nurunun galebesi sırasında tek meşhud olanın masivası perdelendiği zaman söylenmiş ola... Hem de hulul ve ittihad şaibesi olmadan.

-Ene'l-Hak... (Ben Hak) sözünün ifade ettiği manaya gelince, kendisi nazardan kaybolunca:

-Ben bir şey değilim; mevcud olan ancak Haktır... manasınadır. Amma şöyle demek değildir:

-Ben HAK ile ittihad ettim; yahut HAKKA hulul ettim...

Zira böyle bir şey küfürdür ve şühudi tevhide de münafidir. Zira, meşhud olan ancak Vahid Ehad Zat'tır. Hulul ve ittihad takdirine göre, meşhud olan mütaaddid olur. isterse, ittihad ve haliyet sıfatı üzere olsun.

Gelelim Şeyh'in şu sözüne:

-Onlardan bazıları dahi, güzellere bakmayı mubah saymıştır. Yani üstte anlatılan vehme işaret olarak.

Burada anlatılan vehim:

-Hulul... demeye gelir.

Yine Şeyh'ten şaşırtıcı mana gelmektedir ki, bu gibi ibarelerde, hulul ve ittihad manası anlıyor. Halbuki, o gibi sözlerden meydana çıkan zuhurdur. Bu zuhur dahi, hululün dışında bir şeydir. Çünkü hulul; bir şeyin başka şeye girmesidir. Meselâ, Zeyd'in kendisinin, evde olması gibi. Halbuki zuhur, bir şeyin aksinin diğer bir şeyde olmasıdır. Meselâ, Zeyd'in aksinin aynada olması gibi.

Üstte anlatılan birinci mana muhaldir; o mukaddes mertebeye noksandır.

İkinci manaya gelince, sübutuna bir mani yoktur. Yani husule geldiği zaman.

Zira, birinci mana kıdeme münafı olan tagayyürü gerektirir. İkincisi ise, böyle bir şeyi gerektirmez.

Üstte anlatılan mana, erbabına gizli değildir.

Şayet kemalât, ademlerin ve imkânın aynalarında zuhura gelecek olsa, o kemalâtın bu aynalara hulul ettiği manası çıkmaz. Keza, tagayyürü ve intikali de... Yani kıdeme münafi olan manada... Ancak o, bir zuhurdur; kemalin aynadaki görüntüsüdür. Yüce Allah'ın kemalâtını, imkân aynalarında müşahede cevazı vermek; o kemalâtın onlara hululüne cevaz vermek değildir. Elbette, kemalin aynada zuhuruna cevaz vermektir; bunda bir noksan da yoktur. İsterse bu gibi şühuda cevaz veren noksanlık sahibi biri olsun ve cadde üzere istikameti olmasın. Ne var ki, asıl maksad hulul töhmetini ondan def etmektir; kemalini ve onun bir şey üzere olduğunu isbat değil.

Bütün işlerin hakikatlerini en iyi bilen Sübhan Allah'tır.

***