Sahih-i Buhari
1-TECRÎD'İN METNİ
2-KİTÂBÜ'L-ÎMÂN
3-KİTÂBÜ'L-İLİM
4-KİTÂBÜ'L-VUDÛ'
5-KİTÂBÜ'L-GUSL
6-KİTÂBÜ'L-HAYZ
7-KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
8-KİTÂBU'S-SALÂT
9-KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT
10-BÂBU BED'İ'L-EZÂN
11-CUM'A BAHSİ
12-SALÂT-İ HAVF BAHSİ
13-İYDEYN BAHSİ
14-VİTİR BAHSİ
15-İSTİSKÂ BAHSİ
16-KÜSÛF BAHSİ
17-SÜCÛD-I KUR'ÂN BAHSİ
18-TAKSÎR-İ SALÂT BAHSİ
19-TEHECCÜD BAHSİ
20-TERÂVİH NAMAZI
21-İSTİHÂRE HADÎSİ VE DUÂSI
22-MEKKE VE MEDÎNE MESCİDLERİNDE KILINAN NAMAZIN FAZÎLETİ BÂBI
23-SEYYİDÜ'L-MÜRSELÎN SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM'İ ZİYÂRET
24-NAMAZDA İSTİÂNE BAHSİ
25-NAMAZDA SEHİV BAHSİ
26-CENÂZE BAHSİ
27-KİTÂBÜ'Z-ZEKÂT
28-SADAKA-İ FITIR BAHSİ
29-KİTÂBÜ'L-HAC
30-EBVÂBÜ'L-ÖMRE
31-EBVÂBÜ'L-MUHSAR
32-CEZÂ-İ SAYD BÂBI
33-FAZÂİL-İ MEDÎNE
34-KİTÂBÜ'S-SAVM
35-TERÂVÎH NAMAZI
36-KADİR GECESİ'NİN FAZÎLETİ
37-MESCİDLERDE İ'TİKÂF
38-KİTÂBÜ'L-BÜYÛ'
39-İHTİKÂRIN ZEMMİ
40-HİBE BAHSİ
41-MENÎHA FASLI
42-ŞAHÂDET BAHSİ
43-SULH VE İNSANLAR ARASINI ISLAH BAHSİ
44-ŞARTLAR BAHSİ
45-VASIYYETLERİN AHKÂMI BAHSİ
46-CİHAD VE SİYERİN FAZÎLETİ BAHSİ
47-HÛRÜ'L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
48-BED'ÜL-HALK BAHSİ
49-AHÂDÎS-İ ENBİYÂ ALEYHİMÜ'S-SALÂTÜ VE'S-SELÂM BAHSİ
50-İBRET-ÂMİZ BENÎ İSRÂİL KISSALARI
51-KİTÂBÜ'L-MENÂKIB
52-KUREYŞ'İN MENÂKIBI BAHSİ
53-HUZÂA KISSASI
54-EBÛ ZERR-İ GIFÂRÎ (RADİYA'LLÂHU ANH)İN İSLÂM'I VE ZEMZEM KISSASI
55-PEYGAMBERİMİZİN İSLÂM'A ALENÎ İLK DA'VETİ
56-PEYGAMBERİMİZİN HÂTEMÜ'L-ENBİYÂLIĞINI TEBLÎĞ BUYURMASI
57-İSLÂM'DA NÜBÜVVET ALÂMETLERİ
58-AYIN İKİYE BÖLÜNMESİ MU'CİZESİ
59-EBÛ BEKR ES-SIDDÎK RADİYA'LLÂHU ANH'İN MENÂKIBI
60-ÖMER İBN-İ HATTÂB RADİYA'LLÂHU ANH'İN MENÂKIBI
61-OSMÂN İBN-İ AFFÂN RADİYA'LLÂHU ANH
62-ALÎ İBN-İ EBÎ TÂLİB RADİYA'LLÂHU ANH
63-ZÜBEYR İBN-İ AVVÂM RADİYA'LLÂHU ANH
64-TALHA RADİYA'LLÂHU ANH
65-SA'D İBN-İ EBÎ VAKKÂS RADİYA'LLÂHU ANH
66-PEYGAMBERİMİZ'İN DÂMATLARINDAN EBÜ'L-ÂS
67-ZEYD İBN-İ HÂRİSE İLE OĞLU ÜSÂME RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ'NIN MENÂKIBI
68-ABDULLÂH İBNİ ÖMER RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ'NIN MENÂKIBI
69-AMMÂR VE HUZEYFE RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ'NIN MENÂKIBI
70-EBÛ UBEYDE İBN-İ CERRÂH RADİYA'LLÂHU ANH
71-HASEN VE HÜSEYİN RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ'NIN MENÂKIBI
72-ABDULLÂH İBN-İ ABBÂS RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ
73-HÂLİD İBN-İ VELÎD RADİYA'LLÂHU ANH'İN MENÂKIBI
74-SÂLİM İBN-İ MA'KIL RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ'NIN MENÂKIBI
75-ÂİŞE RADİYA'LLÂHU ANHÂ'NIN FAZÎLETİ
76-MENÂKIB-I ENSÂR BAHSİ
77-RESÛL-İ EKREM'İN HAZRET-İ HADÎCE İLE İZDİVÂCI
78-MEB'ASÜ'N-NEBÎ SALLA'LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM BÂBI
79-İSRÂ' VE Mİ'RÂC HADÎSİ
80-RESÛLULLÂH İLE ASHÂB'ININ MEDÎNE'YE HİCRETİ BÂBI
81-MEGÂZÎ BAHSİ
82-BÜYÜK BEDİR GAZÂSI
83-BENÎ NADÎR'İN TEHCÎRİ VAK'ASI
84-UHUD GAZÂSI
85-AHZÂB VE HENDEK HARBİ
86-BENÎ KURAYZA SEFERİ
87-HAYBER GAZÂSI
88-ÖMRETÜ'L-KAZÂ'
89-MÛTE GAZÂSI
90-MEKKE'NİN FETHİ GAZÂSI
91-HUNEYN SEFERİ
92-ZÜ'L-HALASA GAZÂSI
93-SEYFÜ'L-BAHR GAZÂSI
94-RESÛL-İ EKREM'E GÖNDERİLEN KABÎLELERİN HEY'ETLERİ
95-HACCETÜ'L-VEDÂ'
96-TEBÛK GAZÂSI
97-PEYGAMBER'İN KİSRÂ VE KAYSER'E GÖNDERDİĞİ MEKTUPLAR
98-NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ
99-KUR'ÂN-I KERÎMİN TEFSÎRİ BAHSİ
100-EN'ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
101-KUR'ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
102-NİKÂH BAHSİ
103-TEADDÜDÜ ZEVCE BAHSİ
104-KİTÂBÜ'TALÂK
105-NAFAKA BAHSİ
106-TAÂM BAHSİ
107-AKİKA BAHSİ
108-ZEBÎHALARLA AVLARA VE BUNLARA ÇEKİLEN BESMELE BAHSİ
109-SAYDÜ'L-BAHR=DENİZ AVI
110-KİTÂBÜ'L-ADÂHÎ
111-KİTABÜ'L-EŞRİBE
112-KİTABÜ'L-MERZÂ
113-KİTÂBÜ'T-TIB
114-KİTÂBÜ'L-LİBÂS
115-KİTÂBÜ'L-EDEB
116-KİTÂBÜ'L-LİBÂS;KİTÂBÜ'L-EDEB
117-KİTÂBÜ'L-İSTİ'ZÂN
118-KİTÂBÜ'L-KADER
119-KİTÂBÜ'L-EYMÂN
120-KİTÂBÜ'L-KEFFÂRÂT
121-KİTÂBÜ'L-FARÂİZ
122-KİTÂBÜ'L-HUDÛD
123-KİTÂBÜ'L-MUHÂRİBÎN
124-KİTÂBÜ'D-DİYYÂT
125-RÜ'YÂ TA'BÎRİ BAHSİ
126-KİTÂBÜ'L-FİTEN
127-KİTÂBÜ'L-AHKÂM
128-KİTÂBÜ'D-DA'AVÂT
129-KİTÂBÜ'R-RİKAK
130-KİTÂBÜ'T-TEMENNÎ
EN'ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
         Bu bölümde toplam 41 Hadisi Şerif var.
Konu: En'âm Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: En'âm Suresi 65 Nolu Âyetinin Tefsîri Ve İhtirâslardan Men' Ve Tahzîri
Ravi: Câbir B. Abdullâh (84)
Hadis:

Şöyle rivâyet olunmuştur: Yâ Muhammed de ki: Allah size üstünüzden bir azâb göndermeğe kadirdir âyeti nâzil olunca Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: Rabbım, Sen'in zâtına sığınırım! dedi, Yâhud ayaklarınızın altından bir azâb göndermeğe kadirdir cümlesini müteâkıb: Rabbim, Senîn zâtına sığınırım! dedi. Yâhud fırkalarınızı birbirine katıp bâzınızın hıncını bâzınıza tattırmağa kadirdir. cümlesini müteâkıb de Resûl-i Ekrem: Bu hafiftir, yâhud bu kolaydır! buyurdu.

Hadis No: 1701

Konu: En'âm Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;secde Âyetleri
Başlık: En'âm Suresi 90 Âyetinin Tefsîri Ve İktidâ Olunan Peygamberler
Ravi: Abdullâh B. Abbâs (160)
Hadis:

Rivâyete göre, (bir kere Tâbiî âlimi Mücâhid tarafından) Abdullah İbn-i Abbâs'a: Sâd Sûresi'nde (tilâvet) secde (si) var mıdır? diye sorulmuştu. O da: Evet vardır, dedi. Sonra İbn-i Abbâs: ... âyetini ... kavl-i şerîfine kadar okudu. Bundan sonra İbn-i Abbâs: Ey Mücâhid'le arkadaşları! Peygamberimiz salla'llahu aleyhi ve sellem de, Peygamberlere uyması emrolunan kimselerdendir dedi.

Hadis No: 1702

Konu: En'âm Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;fuhuş
Başlık: Gayret-i İlâhiyenin Büyüklüğü
Ravi: Abdullâh B. Mes'ûd (72)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Mü'minleri Allah'tan ziyâde fenâlıklardan koruyan bir kimse yoktur. Mü'minlerin en büyük hâmîsi olduğu için Allahu Teâlâ açık, kapalı bütün fuhşiyâtı harâm kılmıştır. Bir de Allahu Teâlâ'dan ziyâde medh-ü senâyı seven kimse de yoktur. Bunun için Cenâb-ı Hak kendisini (Kur'ân'da bir çok evsâf-ı cemîle ile) medhetmiştir.

Hadis No: 1703

Konu: A'raf Sûesi Âyetlerinin Tefsîri;kusur Bağışlamak
Başlık: A'râf Sûresi'nin Bir Âyeti Bu Âyet Hakkında İbn-i Abbâs'ın Bir Rivâyeti
Ravi: Abdullah İbn-i Zübeyr (4)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Allahu Teâlâ, Peygamberi salla'llahu aleyhi ve sellem'e nâsın ahlâkından afvı iltizâm etmesini emretti.

Hadis No: 1704

Konu: Enfâl Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;fitne
Başlık: Bir Hâricî İle İbn-i Ömer'in Muhâveresi
Ravi: Abdullâh B. Ömer (212)
Hadis:

Rivâyete göre bir kere İbn-i Ömer'e (bir Hâricî tarafından müslümanlar arasındaki) fitne harbi hakkında re'yin nedir, (bu kıtâle niçin iştirâk etmiyorsun?) diye soruldu. O da sorana: Fitne nedir bilir misin? Muhammed salla'llahu aleyhi ve sellem müşriklerle harb ederdi. Müşrikler üzerine harbe gitmek bir fitne (ve şirki izâle) içindi. Yoksa sizin kitâliniz gibi mülk ve saltanat üzerine açılmış harb değildir. diye cevâb verdi.

Hadis No: 1705

Konu: Cennet-i Adn;tevbe Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Arablardan Münâfıkların Ahvâlini Tasvîr Eden Âyet Ve Hadîs
Ravi: Semüre B. Cündeb (6)
Hadis:

Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bize şöyle hikâye buyurdu, dediği rivâyet olunmuştur: Bir gece bana iki melek gelip beni uykudan uyandırdı. Bunlar beni bir şehre götürdüler ki, o şehrin binâları altun ve gümüş tuğlalarla yapılmıştı. Bizi orada birtakım kimseler karşıladılar ki, onların vücûdlarının yarısı, senin gördüğün şeylerin en güzeli hilkatinde idi. Öbür yarısı da gördüğün en çirkin insana benziyordu. İki melek onlara: - (Niçin bu halde duruyorsunuz?) Haydi şu nehre gidip giriniz, dediler. Onlar de nehre girdiler. Sonra bize dönüp geldiler. Bir de gördük ki, onlardan o çirkinlik gitmiş ve en güzel bir insan sûretine değişmişti. Bu iki melek bana: - Burası Cennet-i Adin'dir, Şu (muhteşem) binâ da senin menzilindir, dediler. Melekler (sözlerine devâm edip): Hani o yarı vücûdları güzel ve yarı yerleri çirkin insanlar yok mu? Onlar da güzel ve hayır işleri, öbür kötü ve şer işlerle karıştıran kişilerdi. Allahu Teâlâ onların (günâhlarını i'tirâf ederek işledikleri hayır ve hasenât hürmetine) kötülüklerini afvetti, dediler.

Hadis No: 1706

Konu: Allâ'ın Zâlime Mühlet Vermesi;hûd Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;zulüm
Başlık: Hûd Suresi 102 Nolu Âyetinin Tefsîri
Ravi: Ebû Mûsâ El-eş'arî (55)
Hadis:

Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Allah zâlime bir zaman mühlet verir, (hemen azâb etmez). En sonu bir kere yakaladı mı, artık bir daha onu salıvermez. Ebû Mûse'l-Eş'arî der ki: Bundan sonra Resûlullah: ... âyetini okudu.

Hadis No: 1708

Konu: Hicr Sûresi Âyatlerinin Tefsîri
Başlık: Şihâb-ı Sâkıb
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Şöyle rivâyet olunmuştur ki, bu rivâyetiyle Ebû Hüreyre Nebû salla'llahu aleyhi ve sellem'e erişir: Cenâb-ı Hak gök yüzündeki meleklere bir emrin infâz olunmasını hükmettiği zaman Allahu Teâlâ'nın -düz bir taş üstünde (hareket ettirilen) zincir (sesi) gibi (mehâbetli) olan- bu ilâhî hükme melekler tamâmiyle inkıyâd ederek (korku ile) kanadlarını birbirine vururlar. Gönüllerinden bu korku gidince de melekler, Cebrâil ve Mikâil gibi mukarrebîn meleklerine: - Rabb'ınız ne söyledi? diye sorarlar. Mukarrebîn melekleri: - Allah'ın söylediği hak sözdür, diye Allah'ın hüküm ve takdîrini bildiririrler ve: Allah yücedir, Allah büyüktür, derler. Bu sûretle kulak hırsızı şeytânlar Allah'ın o emir ve tekdîrini işitirler. O sırada kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirlerinin üstünde (zincirleme) dizilmiş (ve kulak hırsızlığına hazırlanmış) bulunurlar. Şeytanlar bu vaziyette iken bâzı def'â meleklerin muhâveresini işiten en üstteki şeytana bir ateş parçası yetişip altındaki şeytana o haberi işittirmeden onu yakar. Bâzı def'â da ateş erişmeyip altındaki şeytana haberi verir. O da altındakine vererek bu sûretle tâ yere kadar haber ulaşır ve sâhirin ağzına verilir. Şimdi sâhir o haberle berâber yüz yalan uydurup (halka söyler) ve emr-i İlâhî yer yüzünde tahakkuk edince sâhir doğru çıkmış olur. Ve ondan bu haberi işitenler halka: - Nasıl size vaktiyle şöyle şöyle olacak diye bunları birer birer haber vermedim mi idi? Gördünüz ya sâhirin gök yüzünden işittim dediğini sözüne hak ve doğru buluyoruz, derler.

Hadis No: 1709

Konu: Cimrilik;deccâl;erzel-i Ömür;hayat Fitnesi;hz. Peygamber'in Duâları;nahl Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;tembellik
Başlık: Buhl, Kesel, Erzel-i Ömür
Ravi: Enes B. Mâlik (245)
Hadis:

Rivâyete göre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem her zaman: Rabbim -cimrilikten, ağır canlılıktan, erzel-i ömürden kabir azâbından, deccâlın (ve yalancı insanların) iğfâlinden dirim ve ölüm fitnesinden- sana sığınırım, diye duâ ederdi.

Hadis No: 1710

Konu: İsrâ Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;kıtlık
Başlık: Şefâat-i Kübrâ Hadîsi Ebû Hüreyre Radiya'llâhu Anh'in Şefâat-i Kübrâ Hadîsi
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Şöyle rivâyet olunmuştur: Bir kere Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in sofrasına et yemeği getirildi. Ve kol tarafından bir parça ayrılıp önüne konuldu. Çünkü Resûlullah etin bu kısmını severdi. Ondan ön dişleriyle bir lokma kopardı. Sonra şöyle hikâye etti: Ben kıyâmet gününde bütün insanların ulusuyum. Bu neden, bilir misiniz? diyerek şöyle îzâh eyledi: Dünyâda önce ve sonra gelmiş, geçmiş ne kadar insanlar varsa bunların hepsi Allahu Teâlâ kıyâmet gününde düz ve geniş bir sâhada toplıyacaktır. Öyle düz ve geniş meydan ki orada bir çağırıcı selenince sesini herkese duyurabilecek ve bakan bir kişinin gözü mahşer halkını bir bakışda görebilecek. (Dağ tepe gibi görmeğe, işitmeğe bir mânî' bulunmayacak.) Bir de güneş (bütün harâretiyle) yaklaşak. Artık insanların gamı, meşakkati dayanılmaz ve tahammül olunmaz bir dereceye varacak. Bu sırada nâs biribirine: Size irişen şu fâciayı görüyor musunuz? Rabb'inize delâlet edecek bir şefâatci bulmak çâresine niye bakmıyorsunuz? diyecekler. Bunun üzerine mahşer halkının bâzısını bâzısına: Haydi Âdem'e gidiniz, deyip mahşer halkı Âdem aleyhi's-selâm'a gelerek: - Ey insan nev'inin babası! Allahu Teâlâ seni yed-i kudretiyle yarattı ve sana kendi rûhundan hayat verdi. Sonra meleklere emredip onlar da sana secde ettiler. Rabb'ine hakkımızda şefâat dile. Ey atamız, içinde bulunduğumuz şu müşkül vaziyeti görmüyor musun? Başımıza gelen şu musîbeti bilmiyor musun? diyecekler. Âdem de: - Rabb'im bugün celâllıdır. O derecede ki, ne bundan önce böyle bir gazab etmiştir, ne de bundan sonra bu türlü gazâb eder. Hem Cenâb-ı Hak beni Cennet meyvasından birini yemekten nehyetmiş iken ben âsî olup yemiştim. (Artık size şefâat edemem, şimdi ben kendimi düşünüyorum): Vay nefsim, nefsim nefsim!. Siz benden başka bir şefâatci bulunuz: Nûh'a gidiniz, diyecek. Onlar da Nûh'a varacaklar. Ve: - Ey Nûh sen yer yüzünde Allah'dan başka şeye tapan insanlara risâlet vazîfesiyle gönderilen peygamberlerin hiç şüphesiz birincisisin. Allah sana (Kur'ân'da): Çok şükreden kul adını verdi. Lütfen hakkımızda Rabb'ine şefâat eyle. Ne acıklı vaziyette oluduğumuzu görmüyor musun, diyecekler. Nûh Peygamber de: - Azîz ve Celîl olan Rabb'im bugün celâllıdır. Bir derecede ki, Allahu Teâlâ ne şimdiye kadar böyle gazablanmıştır, ne de bundan sonra gazablanır. Benim de bir duâ endişem var: Vaktiyle kavmîmin helâki için duâ etmiştim. (Bu cihetle kendimi düşünüyorum): Vay nefsim, nefsim, nefsim! Şimdi siz başka bir şefâatci arayınız, İbrâhîm'e gidiniz, diyecek. Onlar da İbrâhîm' aleyhi's-selâm'a varıp: - Ey İbrâhîm, sen yer yüzündeki insanlardan Allah'ın peygamberi ve Allah'ın dostu bir zatsın. Rabb'in Teâlâ'ya hakkımızda şefâat etsen. Şu acıklı hâlimizi görüyorsun, diyecekler. İbrâhîm Peygamber de onlara: - Bugün Rabb'imin celâl sıfatı tecellî etmiştir. Hem bir derecede ki, ne bundan evvel böyle gazab etmiştir; ne de bundan sonra. Ben (li-maslahatin) üç kere yalan söylemiştim. (şimdi kendimi düşünüyorum): Vay nefsim, nefsim, nefsim! Artık siz başka bir şefâatci arayınız, Mûsâ'ya gidiniz, diyecektir. Onlar da Mûsâ Aleyhi's-selâm'a varıp: - Ey Mûsâ, sen Allah'ın peygamberisin. Allah, risâleti ile ve kelâmı ile seni insanlar üzerine fazîletli kıldı. Rabb'in Teâlâ'ya hakkımızda şefâat et.

Hadis No: 1711

Konu: Hz. Peygamber'in Şefâati;isrâ Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;kıtlık
Başlık: Makâm-ı Mahmûd Hakkında Abdullâh İbn-i Ömer Hadisi
Ravi: Abdullâh B. Ömer (212)
Hadis:

Rivâyete göre şöyle demiştir: Kıyâmet günü insanlar küme küme, her ümmet peygamberinin peşinde (ileri, geri) dönüştürürler (ve büyük peygamberlere): Ey falan, şefâat et, ey falan, şefâat et, derler. En sonu şefâat dileği Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e erişip nihâyet bulur. Bu şefâat vâkıası Allahu Teâlâ'nın peygamberi Muhammed Mustafâ'yı Makam-ı Mahmûd'a gönderdiği gün vuku' bulur. (Ve herkes o gün Muhammed Mustafa'yı tebcîl eder.)

Hadis No: 1712

Konu: Kehf Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Kehf Sûresi Âyeti
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Rivâyete göre Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: [Kıyâmet gününde iri cüsseli, semiz bir kişi (hâsâb yerine) getirilir, (hayır ve sevâbı tartılır. Fakat) Allahu Teâlâ yanında bir sivrisineğin kanadı ağırlığında (bir sevâb) tartmaz] buyurduğu rivâyet olunmuştur. Sonra Ebû Hüreyre: Ey müminler! İsterseniz (bu rivâyetimi te'yîd için Hak Teâlâ'nın:) Kıyâmet günü biz onların hayır işlerien hiç bir tartı tutturmayız! kavl-i şerîfini okuyunuz, demiştir.

Hadis No: 1714

Konu: Çok Soru Sormak;li'ân;mülâ'ane;nûr Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;zinâ Şâhitleri
Başlık: Mülâane Âyeti Ve Hadîsi
Ravi: Sehl B. Sa'd (32)
Hadis:

Rivâyete göre (Aclâm oğullarından) Uveymir, Benî Aclâ'nın ulusu olan Âsım İbn-i Adiyy'e gelerek şöyle sorar: - Siz ne dersiniz? Bir kimse karısiyle berâber bir kişiyi (zinâ üzerinde) bulsa, kadının kocası zânîyi öldürmeli, siz de onu (kısâsen) öldürmeli misiniz? Yoksa bu kimse ne yapmalı? (Bu halde zevc, dört şâhid getirmeğe gitse zânî işini görüp savuşacaktır. Sükût etse nâmusa taallûk eden bir şeye sükût etmiş olacaktır.) Lûtfen bu müşkül mes'eleyi bir kere Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e benim için sorsanız, der. Bunun üzerine Âsım, Resûlullah'a gelip: Yâ Resûla'llah! Diye (söz başlayıp) sordu. Fakat Resûl-i Ekrem bu sorguları hoşlanmayıp ayıbladı. Sonra Uveymir, Âsım İbn-i Adiyy'e: (Resûlullah ne söyledi? diye) sordu. O da Resûl-i Ekrem'e böyle mes'eleleri çirkin gördü ve ayıbladı, diye cevâb verdi. Bunun üzerine Uveymir: Vallahi ben çekinmem, bunu kendim Resûlullah'a sorarım, dedi, ve gidip: - Yâ Resûla'llah! Bir kimes karısıyle berâber bir kişiyi (zinâ üzerinde) bulsa, kadının zevci zânîyi öldürmeli, sonra siz de (kısâsan) onu öldürmeli misiniz? Yoksa bu adam ne yapmalı? diye sordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: - Ey Uveymir! senin ve karın hakkında Allahu Teâlâ Kur'an (âyeti) gönderdi, dedi. Ve bu karı, kocaya Allahu Teâlâ'nın Kur'ân'da ta'lîm ettiği veçhile mülâane etmelerini emreyledi. Ve ilk önce erkek karısına karşı lânetle yemîn etti. (Sonra da kadın kocasına karşı aşağıdaki hadîsde bildirildiği veçhile yemîn eyledi). Sonra Uveymir: - Yâ Resûla'llah (bu kadınla geçinme savdı). Bu kadını nikâhımda tutarsam ona zulmetmiş olurum, deyip kadını boşadı. Ve Uveymir ile karısının bu vak'asından sonra lâ'netleşen çiftlerin -kocanın talâkıyle- ayrılmaları âdet oldu. Sonra Resûlullah meclisde hazır bulunanlara: - Bakınız, eğer bu kadın -vücûdu siyah, gözlerinin siyahı koyu, kıçının iki yanı bükük, baldırları kaba- kıyâfette bir çocuk getirirse, muhakkak ben Uveymir'in bu kadına zinâ isnâdında doğru olduğunu sanırım. Eğer kadın Keler fasilesinden kızılca kurt gibi kızıl bir çocuk doğurursa, bu def'a da ben şüphesiz kadına büthân ve iftirâ ettiğini sanırım, buyurdu. Sonra çocuk Resûlullah'ın Uveymir'i tasdik yollu tasvîr ettiği şekilde doğdu. Ve bu cihetle çocuk anası (Havle kadı)na nisbet ed(ilerek: ibn-i Havle diye çağır)ıldı.

Hadis No: 1716

Konu: Li'ân;mülâ'ane;nûr Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;zinâ Haddi;zinâ Şâhitleri
Başlık: İslâm Hukûkunda Mülâane
Ravi: Abdullâh B. Abbâs (160)
Hadis:

Rivâyete göre Hilâl İbn-i Ümeyye Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in huzûrunda karısına Şerîk İbn-i Sehmâ' ile zinâ etti, diye söz attı. Resûlullah da Hilâl'e: - Dört şâhidini hazırla, yâhud arkana hâd (vurulur) buyurdu. Bunun üzerine Hilâl: - Yâ Resûla'llah! Bizim birimiz karısının üstünde bir erkek görürse, şâhid aramağa mı gidecek? (Şâhid getirinceye kadar işini görüp savuşmaz mı?) diye i'tirâz etti. Resûl-i Ekrem: - Sen şâhidlerini hazırla. Aksi takdirde arkana hadd-i kazf (seksen değnek) vurulur, demeğe devâm etti. Bunun üzerine Hilâl İbn-i Ümeyye: - Yâ Resûla'llah! Seni hak peygamber gönderen Allahu Teâlâ'ya yemîn ederim ki, muhakkak ben kesin olarak doğru söylüyorum. Ve emînim ki, Allah benim arkamı hadden kurtaracak bir vahiy, bir âyet gönderecektir, dedi. Bu sırada hemen Cibrîl indi ve Resûl-i Ekrem'e: ... âyetini tâ ... kavl-i şerîfine varıncaya kadar getirdi. Bunun üzerine Resûlullah, kadına haber gönderdi. Kocası Hilâl de hazır bulundu. İlk önce Hilâl (bundan evvelki hadîsde ve hâşiyesinde görüldüğü veçhile) şehâdet ve yemîn eyledi. Resûl-i Ekrem: Allah muhakkak bilir ki, sizin biriniz elbette yalancıdır. Şu halde ikinizden tövbekâr olan ve bu liân yemîninden rücû' eden var mıdır? buyurdu. Sonra Hilâl'in zevcesi Havle ayağa kalkarak ve (dört def'a) liân şehâdetiyle Allah'ı işhâd ederek yemîn ettikde beşinci yemîne sıra geldiğinde mecliste hazır bulunanlar kadını durdurarak: - Bak kadın, bu beşinci yemîn azâbı mûcibtir, ihtârında bulundular. Râvî İbn-i Abbâs der ki: Bu ihtâr üzerine kadın bir az ağırlaşıp durakladı. Hattâ biz kadını yemîn etmekten vaz geçecek ve geriye dönecek sandık. Sonra kadın kendini toparlayıp: - (Şimdiye kadar şerefle yaşamış) kavim ve kabîlemi, ben bundan sonraki günlerde rezil ve rüsvây etmem, diyerek liân yemînini yerine getirdi. Sonra Resûl-i Ekrem: - Bu kadına bakınız. Eğer gözleri sürmeli, iki kıçı iri, baldırları kalın bir tipde çocuk getirirse, çocuk Şerîk İbn-i Sehmâ'ya âittir, buyurdu. Kadın da hakîkaten böyle bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resûlullah: - Eğer Allah kitâbının (liân) hükmü infâz edilmemiş olsaydı benimle bu kadın için bir mâcerâ vardı. (Yâni ben o kadına hadd-i zinâ icrâ ederdim) buyurdu.

Hadis No: 1717

Konu: Furkân Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;kâfirin Yüzükoyun Haşredilmesi
Başlık: Furkan Sûresi Enes İbn-i Mâlik Hadisi
Ravi: Enes B. Mâlik (245)
Hadis:

Rivâyete göre bir kişi: Ey Allah'ın Peygamberi! Kâfir, kıyâmet gününde yüz üstü (ve baş aşağı veya sürüklenerek) nasıl haşrolunur? diye sordu. Resûl-i Ekrem: Dünyâda onu iki ayağı üzerinde yürüten Allahu Teâlâ, kıyâmet gününde yüz üstü yürütmeye kudretli değil midir? diye cevâb verdi.

Hadis No: 1718

Konu: Bedir Gazâsı;bilmediğine Bilmiyorum Demek;kıyâmet Dehşeti;rûm Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Rûm Sûresi Ve İbn-i Mes'ûd Hadîsi;kur'ân'da Zikrolunan Duhân
Ravi: Abdullâh B. Mes'ûd (72)
Hadis:

Rivâyete göre bir kere İbn-i Mes'ûd tarafından Kinde'de birisinin (Kur'an'da zikrolunan duhân hakkında:) - Kıyâmet günü bir duman gelecek. Kâfirlerin, münâfıkların kulaklarını sağır, gözlerini kör edecek. Mü'minler (in sıhhati üzerinde) yalnız nezle hastalığı gibi müessir olacak, dediği haber alınır. Bu haberi duyduğu sıra İbn-i Mes'ûd, bir şeye dayanarak istirahat ediyordu. Bu sözü duyunca (çok ehemmiyet verip) sinirlendi. Hemen toparlanıp oturarak şöyle demiştir: - Kişi bildiğini söylesin, bilmediği mes'ele hakkında da: Allah bilir desin. Çünkü insanın bilmediği bir şey hakkında: Bilmiyorum demesi de ilimden sayılır. Nasıl ki Cenâb-ı Hak Peygamberine: Yâ Muhammed, sen (kavmine): Kur'ân'ı teblîğim mukabilinde sizden bir ücret, bir takdîr istemiyorum. Bilmediğim bir şeyi size satmağa çalışanlardan da değilim, de. kavl-i şerîfi ile hasımlarına karşı teblîgatında samîmi olduğunu yâdetmesini emretmiştir. (Duhân = duman mes'elesine gelince) bu (dünyâda cereyân etmiştir.) Kureyş'e âid (bir vâkıa) dır. (Kinde'linin sandığı gibi kıyâmete âid değildir.) Şöyle ki: Kureyş müşrikleri İslâm dînini kabulden çekinmeleri (ve muhâlefette çok ileri gitmeleri) üzerine Resûl-i Ekrem: - Allah'ım Yûsuf Peygamber'in kavmi aleyhine verdiğin yedi (yıl kıtlık) gibi Kureyş'e de yedi (yıl yokluk azâbı) vererek bana yardım et, diye duâ etti. Bunun üzerine Kureyş'i şiddetli bir kıtlık yakalamıştı. Bir çokları açlıktan kırıldı. Ölü etleri ve kemikleri yediler. Yerle gök arasındaki hava tabakasını herkes (göz za'fından, kuraklığın dehşetli sisinden) duman şekli gibi görüyordu. Bu çok ciddî ve şiddetli hal ve vaziyet üzerine (Kureyş reislerinden) Ebû Süfyân Resûl-i Ekrem'e gelerek: Yâ Muhammed, sen bize sıla-i rahm emrediyorsun. Kavmim ise (açlıktan) kırılmıştır. Artık onlar için duâ etsen, dedi. (Resûl-i Ekrem'in duâsı üzerine kaht ü gala kalktı). İbn-i Mes'ûd bu mutâlâaların ardı sıra: ... âyetini ... kavline kadar okudu. (Bu âyetlerde duhân azâbının açılacağı ve açıldığı bildiriliyor. Bu duman Kindelinin dediği gibi âhiret azâbı olsaydı) bu âhiret azâbı bir kere geldikten sonra Kureyş müşriklerinden kaldırılır mıydı? Kureyş müşrikleri (kaht ü galadan kurtulduktan) sonra yine küfürlerine, şirklerine döndüler. Bu dönekliğin cezâsını bildiren Allahu Teâlâ'nın: ... kavl-i şerîfindeki intikam günü Bedir günüdür. (Kindelinin sandığı gibi kıyâmet günü değildir. Alınan intikam da Kureyş'in Bedir'de katlolunmalarıdır.) Lizâm ile marâd da yine Bedir günüdür (ve müşriklerin Bedir'de esâretleridir).

Hadis No: 1719

Konu: Allâh'ın Nimetleri;başlık;mehir;secde Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Secde Sûresi Ve Ebû Hüreyre Hadîsi
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Rivâyete göre Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'den, Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ'nın şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Ben, iyi kullarım için -göz görmedik, kulak duymadık ve insan hayâline gelmedik (yakın meleklerin ve gönderilen peygamberlerine bile vâkıf olmadıkları)- birtakım ni'metleri hazırladım. Ey mü'min kulum, sen bildiğin ni'metleri şöyle bırak. (Onlar Allah'ın hazînesinde gizli ni'metleri yanında çok hafiftir). Râvî Ebû Hüreyre bundan sonra: ... âyetini okudu.

Hadis No: 1720

Konu: Ahzab Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Hazret-i Resûl'ün Âile Hayâtı Ve Ahzâb Sûresi Âyeti (2)
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Şöyle dediğ rivâyet olunmuştur: Ben, nefislerini Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e hibe eden (ve mihirsiz nikâh olunan) Peygamber'in kadınlarını ayıplardım. Ve Hiç kadın, kadınlığını (mihirsiz) hibe eder mi? derdim. Vaktâki Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ: ... âyetini inzâl buyurdu. O zaman (anladım ki, Allah Peygamber'ine mü'minlerin fevkınde bir hak ve yüksek bir irâde vermiştir) Ben Resûlullah'a: Rabb'in Teâlâ (kadınlarının değil) ancak senin arzunun tahakkukuna müsâraat ediyor dedim.

Hadis No: 1721

Konu: Ahzab Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;bir Yere Girmek İçin İzin İstemek (istizan);istizan (2)
Başlık: Hazret-i Resûl'ün Âile Hayâtı Ve Ahzâb Sûresi Âyeti (2)
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: ... âyet-i kerîmesi nâzil olduktan sonra Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem biz kadınlarından nevbetinde bulunduğunu kadının gününde (öbür kadına gitmeğe teveccüh etmek isteyince) her zaman istîzân ederdi. Benden izin isteyince ben de ona: Yâ Resûla'llah, eğer izin vermek bana âid (bir hak) ise, ben senin üzerine hiç bir kimseyi ihtiyâr etmek istemem, diye cevâb verirdim.

Hadis No: 1722

Konu: Ahzab Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;kadınların Evden Çıkması;örtünmek;şûrâ Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Tahyîr Âyeti Hâne-i Saâdet'e Girme Âdâbı;hicâb Âyeti Kadınların Sûret-i Tesettürleri
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Peygamberin kadınlarından Sevde -Hicâb âyeti nâzil olduktan sonra- bir lüzûm ve ihtiyâç üzerine evden çıkmıştı. Sevde iri yapılı bir kadındı. Bu cihetle onu (vaktiyle) bilenler (çarşaf içinde de endâmiyle) anlarlardı. Bu cihetle Ömer İbn-i Hattâb onu görünce (onun evi dışına) çıkmasına i'tirâz ederek: - Yâ Sevde, iyi bil ki, Vallahi sen bizce tanınmamış değilsin. Düşünsene sen, ne cesâretle evinin dışına çıkıyorsun? dedi. Hazret-i Âişe (rivâyetine devâm ederek) der ki: Bunun üzerine Sevde evine dönüp geldi. O sırada Resûlullah benim odamda akşam yemeğinde idi. Elinde de etli bir kemik vardı. Bu halde iken Sevde girdi ve: - Yâ Resûla'llah! Bâzı hâcetim için evimden çıkmıştım. Ömer bana şöyle şöyle söyliyerek i'tirâz etti, diye şikâyet eyledi. Hazret-i Âişe der ki: Bunun üzerine Allahu Teâlâ Resûl-i Ekrem'e vahiy gönderdi. Vahiy âsârı, Resûl-i Ekrem'den kaldırıldıktan sonra -ve elinde tutmakta olduğu et parçasını yere koymaksızın- Sevde'ye şöyle cevâb verdi: - Siz kadınların lüzûm ve ihtiyâç üzerine (mestûre olarak) evlerinden çıkmalarına izin verildi, buyurdu.

Hadis No: 1723

Konu: Ahzab Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;bir Yere Girmek İçin İzin İstemek (istizan);istizan (2)
Başlık: Süt-amuca Kadınının Mahremi Kadının Örtünmiyeceği Akrabâsı
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Hicâb (âyeti) nâzil olduktan sonra (süt babam) Ebû Kuays'in kardeşi Eflah bana (ziyârete) gelip izin istemişti. Ben: - Bu hususta Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'den istîzân edinceye kadar izin veremem. Çünkü beni Eflah'ın kardeşi Ebû Kuays'in karısı emzirdi, dedim. Bunun üzerine Resûlullah geldi. Ona: - Yâ Resâla'llah! Ebû Kuays'in kardeşi Eflah gelmiş benden izin istedi. Ben de senden istîzân etmeden izin vermekten çekindim, dedim. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: - (Süt) amucana izin vermeğe ne mâni' var? buyurdu. Ben de: - Yâ Resûla'llah! Beni erkek emzirmedi. Ebû Kuays'in karısı emzirdi, dedim. Resûlullah bana: - Vay sağ eli tozasıca! Haydi izin ver, o senin (süt) amucandır, buyurdu.

Hadis No: 1724

Konu: Ahzab Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;hz. Peygamber'e Salavât (2)
Başlık: Allâh'ın Ve Meleklerin Peygamberimize Salâtı
Ravi: Ebû Saîd-i Hudrî (71)
Hadis:

Rivâyete göre demiştir ki: Biz bir kere Resûlullah'a: Yâ Resûla'llah sana selâm vermeyi biliyoruz. Fakat nasıl salât edeceğiz? diye sorduk. Resûlullah bize şu meâldeki salât-ı şerîfeyi tâ'lîm buyurdu: - Allah'ım! Kulun ve peygamberin Muhammed'e rahmetini dileriz. İbrâhîme vaktiyle rahmet ettiğin gibi. Allahım! Muhammed ile Muhammed'in ümmeti üzerine bereket ihsân eyle. Vaktiyle İbrâhîm ile ümmetine bereket ihsân ettiğin gibi.

Hadis No: 1726

Konu: Ahzab Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;hz.mûsâ;mûsâ (a.s.)
Başlık: Hazret-i Mûsâ'nın Hayâsı
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: Mûsâ çok hayâlı kişi idi dediği rivâyet olunmuştur.

Hadis No: 1727

Konu: Hz. Peygamber'in İslâm'a İlk Âlenî Dâveti;sebe' Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Peygamberimizin Yakın Akrabâsını İlk Def'a İslâm'a Dâ'veti
Ravi: Abdullâh B. Abbâs (160)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (Habîbim, en yakın kavim ve kabîleni Allah'ın azâbiyle korkut. meâlindeki âyet-i kerîme nâzil olduğunda) Bir gün Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem Safâ (tepesine ve birbiri üzerine yığılmış büyük taş kümelerinin yanına vardı. En büyük bir kaya) ya çıktı. Sonra: Ey Kureyş buraya geliniz! Büyük bir iş karşısında bulunuyorsunuz! Diye seslendi. (Ve Ey Fihr oğulları, ey Adiy oğulları, ey Abd-i Menâf oğulları, ey Abdülmuttalib oğulları! Diye Kureyş'i oymak oymak çağırmağa başladı. Bütün) Kureyş Peygamber'in yanına toplandılar. Ve: Sana ne oldu? diye (niye çağırdığını) sordular. Sonra Resûl-i Ekrem (hitâbete başlayıp): - Ey Kureyş, bana söyleyiniz. Şimdi ben size: (Şu dağın eteğinde) düşman (süvârîsi var) sizi ya sabah baskınına, yâhud akşam baskınına uğratacaktır, diye haber versem beni tasdîk eder misiniz? diye sordu. Kureyş (bir ağızdan): - Evet tasdîk ederiz (çünkü bütün tecrübelerimizde seni doğru bulduk) dediler. Resûl-i Ekrem: - Öyle ise ben sizi şiddetli bir azâbın karşısında intibâha dâ'vete me'mûrum, buyurdu. (Resûl-i Ekrem'in bu dâ'veti hiç bir muhâlefetle karşılanmadı, yalnız) Ebû Leheb: - Ey Muhammed (yazık sana) helâke, hüsrâna uğrayasın. Bunun için mi bizi buraya topladın? demişti. (Ve yerden bir taş alıp atmak istemişti.) Bunun üzerine Allahu Teâlâ: (Ebû Leheb'in iki eli kurusun) âyetiyle başlıyan sûreyi inzâl buyurdu.

Hadis No: 1728

Konu: Ahkâf Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;hz. Peygamber'in Tebessümü
Başlık: Ahkaf Sûresi Hazret-i Âişe Hadîsi
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in eşi Âişe radiya'llahu anhâ'dan şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in -küçük dilini görünciye kadar (ağzını açarak)- güldüğünü görmedim. O, yalnız gülümserdi. Hazret-i Âişe hadîsin gerisini de zikretmiştir ki, hadîsin bu parçası ... bahsinde geçmiştir.

Hadis No: 1736

Konu: Muhammed Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;sıla-i Rahm
Başlık: Sıla-i Rahm
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Rivâyete göre, Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Allahu Teâlâ halkı yaratıp halktan fâriğ olduktan sonra Rahm (hısımlık, akrabâlık) ayağa kalkarak Allahu Teâlâ'nın (azamet) ridâsının, eteğine sarıldı. Bunun üzerine Allahu Teâlâ: Ne istersin? diye sordu. Rahm: Yâ Rab bu kıyâm ve ilticâm, kat'-ı rahmden Sana sığınmak makamıdır, (sana sığınıyorum) dedi. Cenâb-ı Hak: Ey Rahm, sen râzı olur musun? Senin Hakkına hürmet edenin ben de mükâfâtını vereyim, senin hakkını tanımayanı da cezâlandırayım, buyurdu. Rahm de: Evet râzıyım, dedi. Allahu Teâlâ da: İşte Sıla-i rahm edenlere etmiyenlerin hâli böyle olacaktır, buyurdu. Ebû Hüreyre isterseniz ... âyetini okuyunuz, demiştir. Ebû Hüreyre'den bir rivâyete göre de Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem: isterseniz: ... kavl-i şerîfini okuyunuz, buyurmuştur.

Hadis No: 1737

Konu: Tûr Sûresinin Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Tûr Sûresi Tûr Sûresi'nin Tefsîri Tûr-i Sînâ, Tûr-i Tînâ
Ravi: Cübeyr B. Mut'im (11)
Hadis:

Rivâyete göre müşârün-ileyh demiştir ki: Bir akşam namazında Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in Tûr Sûresi okuduğunu işittim. Okurken şu: Yoksa onlar bir menşe'siz (Kadir ve Kayyûm olan bir Allah'sız) mı yaratıldılar? Yoksa kendilerini yaratan onlar mıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? -Hayır, onlar şuursuzdurlar.- Yoksa Rabb'inin hazîneleri onların yanında mı? Yoksa onlar mı sulta ve velâyet sâhibleridir? meâlindeki âyetler gelince (İbn-i Mut'im der ki: hayranlığımdan) gönlüm artık uçmağa yaklaştı.

Hadis No: 1740

Konu: Necm Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;yemin
Başlık: Necm Sûresi Putlar Adına Yemîn Ve Bu Yemînin Keffâreti Ve Ebû Hüreyre Hadîsi
Ravi: Ebû Hüreyre (395)
Hadis:

Rivâyete göre, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Kim ki, yemin etse ve yemîninde Lât ve Uzzâ hakkı için dese (bunu keffâreti için) hemen: Lâ ilâhe illa'llah desin ve şu bir kimse de arkadaşına: Gel seninle kumar oynıyalım dese (oynıyacağı kumar parasını) fukarâya sadaka versin!

Hadis No: 1741

Konu: Kamer Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Kamer Sûresi Ve Hz. Âişe Hadisi
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

... âyeti Mekke'de nâzil oldu. O sırada ben oyun oynıyan bir kızdım, dediği rivâyet olunmuştur.

Hadis No: 1742

Konu: Müntahine Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Mümtehine Sûresi &abdullâh İbn-i Ebî Beltea Vak'ası
Ravi: Alî B. Ebî Tâlib (18)
Hadis:

Rivâyete göre müşârün-ileyh: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem beni, Zübeyr'i Mikdâd'ı gönderdi di (ye rivâyete başla)yıp Hâtıb hakkında: Ey mü'minler düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayınız! âyeti nâzil olduğunu haber verdi.

Hadis No: 1745

Konu: Müntahine Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;ölüye Yas Tutmak
Başlık: Kadınların Resûl-i Ekrem'e Bîatleri Ümm-i Atıyye'nin Hal Tercemesi
Ravi: Ümmü Atıyye (9)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e (İslâm üzere) bîat ettik. Bunun üzerine Resûlullah bize: (Allah'a hiç bir şeyi şerîk kılmamamız,) hakkındaki âyeti okudu. Ve bizi meyyit üzerine çığlıkla mâtem tutmaktan nehyetti. Bunun üzerine kadınlardan birisi (ki, Ümm-i Atıyye kendisidir) bîat etmekten elini çekti. Ve: Yâ Resûla'llah filân kadın benimle berâber (câhiliyyet mâtemi yaptı. Üzerimde hakkı vardır.) Ondan izin almak isterim dedi. Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Ümm-i Atıyye'ye bir şey söylemedi, (sükût etti). Bunun üzerine kadın gitti. Sonra (müsâadesini alarak) gelip Resûlullah'a bîat etti.

Hadis No: 1746

Konu: Münâfıklar;münâfıkûn Sûresi Âyetlerinin Tefsîri (2)
Başlık: Münâfikûn Sûresi Münâfıkların Yalandan Resûlullâh'ı Tasdîkleri Ve Zeyd İbn-i Erkam Hadisi
Ravi: Zeyd B. Erkam (8)
Hadis:

Rivâyete göre müşârün-ileyh şöyle demiştir: Ben bir gazâda bulundum. Orada (münâfıkların reisi) Abdullah İbn-i Übey İbn-i Selûl'ün münâfıklara şöyle dediğini işittim: Ey cemâat! Resûlullah'ın yanındakilere nafaka vermeyiniz, tâ ki etrâfından dağılsınlar! Ve onun (Peygamber'in) yanından Medîne'ye bir dönersek her halde izzet ve kuvveti ziyâde olan (yâni İbn-i Übey kendisi de münâfıklar) en zelîl ve zayıf olanı (Peygamberi ve Ashâbını) Medîne'den muhakkak çıkaracaktır (Râvî Zeyd der ki) İbn-i Übeyy'in bu sözlerini ben amucam (Sa'd İbn-i Ubâde'ye), yâhut Ömer'e anlattım. O da Resûlullah'a arzetti. Bunun üzerine Resûlullah beni dâ'vet etti. Ben de İbn-i Übeyy'in sözlerini arz ettim. Bu def'a da Resûlullah İbn-i Übeyy ile Ashâbına haber gönderdi. Bunlar da gelerek: Biz böyle bir şey söylemedik, diye yemîn etmeleri üzerine Peygamber beni tekzîb, onları tasdîk buyurdu. Bunun üzerine ben o kadar mahzûn oldum ki, ömrüm içinde o derece hiç kederlenmedim. Artık eve kapandım, (beni yalancılıkla ithâm ederler korkusiyle evde oturuyordum). Bir taraftan da amucam: - Ey oğul tek durmadın, en sonu Resûlullah'ın tekzîbini ve gazabını istedin, diledin, diye beni kederlendiriverdi. (Son derece bunaldığım) bu sırada Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ: ... Sûresi'ni indirdi. Bu sûrenin gelmesi üzerine Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem bana haber gönderdi. (Huzûra varınca) bana bu sûreyi okudu. Ve: - Yâ Zeyd, Allahu Teâlâ seni tasdîk etti, buyurdu.

Hadis No: 1748

Konu: Münâfıklar;münâfıkûn Sûresi Âyetlerinin Tefsîri (2)
Başlık: Zeyd İbn-i Erkam'ın Hal Tercemesi
Ravi: Zeyd B. Erkam (8)
Hadis:

Rivâyete göre, Zeyd: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem münâfıkları kendileri için istiğfâr etmeğe dâ'vet etti de onlar başlarını büktüler, demiştir.

Hadis No: 1749

Konu: Hz. Peygamber'in Ensâr'a Duâsı;münâfıkûn Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Resûlullâh'ın Ensâr'a Ve Oğullarına Duâsı Ve Zeyd İbn-i Erkam Radiya'llâhu Anhümâ Hadisi
Ravi: Zeyd B. Erkam (8)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: Allahım, Sen Ensâr'ı, Ensâr'ın oğulları mağfiret eyle, dediğini işittim. Râvî Ensâr'ın oğullarının oğulları (yâni Ensâr'ın torunları) hakkında (duâ buyurulup buyurulmadığında) şüphe etmiştir.

Hadis No: 1750

Konu: Hz. Peygamber'in Öteki Âilelerine Karşı Hz. Âişe İle Hz. Hafsa'nın Birleşmesi;kadın Kıskançlığı;tahrîm Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Tahrîm Sûresi Peygamber'in Kadınlarının Gayreti Ve Hz. Âişe Hadisi
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem Zeyneb Bint-i Cahş'ın nöbetinde bal şerbeti içerdi ve bu sûretle onun yanında çok kalırdı. Bunun üzerine Hafsa ile ben ittifâk ederek ikimizden hangimizin yanına Resûlullah gelirse ona: Yâ Resûla'llah, megafîr mi yediniz? Sizde megafîr kokusu duyuyorum, desin, diye söz birliği yaptık. (Resûl-i Ekrem geldiğinde Hafsa tarafından böyle söylendi.) Resûl-i Ekrem: Hayır ben magafîr yemedim. Yalnız Zeyneb Bint-i Cahş'ın yanında bal şerbeti içmiştim. Artık bir daha onu içmem, diye and içti. Ve İşte yemîn ettim, sakın bunu (ne Âişe'ye ne de) başka bir kimseye duyurma! diye tenbîh buyurdu.

Hadis No: 1751

Konu: Abese Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;hâfızların Fazîleti;kur'ân-ı Kerîm Okumanın Fazîleti
Başlık: Abese Sûresi Ve Hz. Âişe Hadisi
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur'ân'ı ezberliyerek (talâkatle) okuyan hâfızın benzeri, vahiy getiren meleklerdir. (Fazîlette ikis berâberdir). Kur'ân'ı hâfız olmıyarak okuyan ve bu sûretle okumak kendisine zorluk veren kimse için de iki ecir vardır: (Kur'ân okumak ecri, zorluk ecri).

Hadis No: 1755

Konu: Âdâb-ı Muâşeret (görgü);âile Muâşereti;görgü;hataları Örtmek;kadın Fitnesi;kadınlara İyi Davranmak;kusurları Örtmek;mu'âşeret;sâlih (a.s.) Ve Semûd Kavmi;şems Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Şems Sûresi Sâlih Peygamber Ve Semûd Kavmi Ve Abdullâh İbn-i Zem'a Radiya'llâhu Anhümâ Hadisi
Ravi: Abdullah İbn-i Zem'a
Hadis:

Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in bir hutbesinde (Sâlih Peygamber'in) dişi devesini ve onu yıkıp öldüreni zikrederek şöyle buyurduğunu işittim dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah bu hutbesinde ... kavl-i şerîfini okuyup âyette bildirilen şakî, Semûd'un ulusu ve en güçlü ve kuvvetlisi idi. Kavim ve kabîlesi içinde (Mekke'de) Ebû Zem'a gibi arkalı olan bu şakî, deveyi öldürmeğe kıyâm etmişti (buyurdu ve hutbesine devâm ederek) kadınlardan (ve âile muâşeretinden) de bahsedip: Sizden biriniz karısın köle döver gibi dayakla dövmek ister. Câiz ki, o günün sonunda (akşamında) o, karısının yatak eşidir buyurdu (ki, kadınlarınıza saygılı olmanızı vasıyet ederim, demek oluyor). Bu hutbesinde Resûl-i Ekrem (âdâb-ı ictimâiyeden de bahsedip ezcümle) bir hatâ eseri yellenen kişiye gülerek onu teşhîr etmenin fenâlığından bahs ile: Kişinin işlediği böyle bir işe niçin güler (ve sâhibini utandırır) sınız? buyurdu. Bu hadîsin bir rivâyet tarîkında: Zübeyr İbn-i Avvâm'ın amucası Ebû Zem'a benzeri vârid olmuştur.

Hadis No: 1759

Konu: Alâk Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: İkra' Sûresi Ve İbn-i Abbâs Radiya'llâhu Anhümâ Hadisi
Ravi: Abdullâh B. Abbâs (160)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ebû Cehil azgın bir tavır ile: - Eğer Muhammed'i Kâ'be derûnunda namaz kılar görürsem muhakkak onun boynunu çiğnerim, demişti. Bu haber Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'e erişince Resûl-i Ekrem: - Ebû Cehil bu cinâyeti işlerse, muhakkak onu (azâb) melekleri yakalar, buyurdu.

Hadis No: 1760

Konu: İsrâ Ve Mi'rac;kevser Sûresi Âyetlerinin Tefsîri;mi'râc
Başlık: Kevser Sûresi Ve Âyetlerinin Tefsîrleri Ve Enes İbn-i Mâlik İbn-i Abbâs Radiya'llâhu Anhümâ Hadisi Ve Hz. Âişe Radiya'llâhu Anhâ Hadisi (2)
Ravi: Enes B. Mâlik (245)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem semâya (ve âlî makamlara) yüceltildiği zaman (bu mi'râca âit gördüklerini anlatırken): Bir ırmağa götürüldüm ki, onun iki taraf sâhil (saraylar) ı içleri boş hâlis inci kubbelerdi, buyurdu. Cibrîl'e bu nedir? diye sordum. O da: İşte bu kevserdir, diye cevap verdi.

Hadis No: 1761

Konu: Kevser Sûresi Âyetlerinin Tefsîri
Başlık: Kevser Sûresi Ve Âyetlerinin Tefsîrleri Ve Enes İbn-i Mâlik İbn-i Abbâs Radiya'llâhu Anhümâ Hadisi Ve Hz. Âişe Radiya'llâhu Anhâ Hadisi (2)
Ravi: Ümmü'l-mü'minîn Âişe (234)
Hadis:

Rivâyete göre (Ebû Ubeyde tarafından Hazret-i) Âişe'ye: (Yâ Muhammed, emîn ol sana biz Kevser verdik!) âyetinin tefsîri soruldu. O da: Kevser muazzam bir ırmaktır ki, Peygamberiniz salla'llahu aleyhi ve sellem'e bahşolunmuştur. Onun iki taraf sâhili, içi boş hâlis inci üzerine binâ kılınmıştır. Bu (mübârek) nehrin bardakları yıldız sayısıncadır, diye cevab verdi.

Hadis No: 1762

Konu: Mu'avvizeteyn
Başlık: Muavvizateyn Sûreleri (kul E'ûzü Bi-rabbi'l-felâk Ve Kul Eûzü Bi-rabbi'n-nâs) Sûreleri Ve Übey İbn-i Kâ'b Radiya'llâhu Anhâ Hadisi
Ravi: Übey İbn-i Kâ'b (4)
Hadis:

Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'e Muavvizeteyn'i (Kur'ân'dan mı diye) sordum. Resûlullah tarafından bana (bu iki sûreyi oku!) denildi. Ben de okudum, demiştir. Übey (Hazretleri) der ki: Resûlullah'ın okuduğu gibi biz de (Kur'ân olarak) okuruz.

Hadis No: 1763

                                                         Önceki Konu    Sonraki Konu          Sayfa Başı